Facebook Takip Ediniz Twitter Takip Ediniz

11.Gün Yol Güncesi

Reklamlarınız için

  Metin TÜZÜN
  0554 244 03 12
  satis@likyayolurehberi.com

Görüs, Sorula ve Reklamlarınız için

 

 Etapların yol bilgileri için "Parkur Bilgileri" sayfamızı ziyaret ediniz...

Sabah Aperlaie’de ki konakladığımız Purple House’da horoz sesleriyle serin bir havaya uyanıyoruz. Tesisin işletmesini yapan Bekir bize kahvaltının hazır olduğunu söylüyor. Çadırımızı topladıktan sonra Restoran bölümünde Özgür’le kahvaltımızı yapıyoruz. Bekir’de sohbetiyle bize eşlik ediyor.

PURPLE HOUSE’TAN GÖRÜNÜM  PURPLE HOUSE TAŞ EV

Kahvaltı sonrası sabah parkurlarla ilgili rehber video çekimini tamamlayıp, Fredy ve Bekir’le vedalaşarak yola koyuluyoruz. Bu sırada batonumu ayarlamaya çalışırken batonum kırılıyor. Bir çok gezide bana eşlik eden batonumu emekliye ayırma zamanının geldiğini düşünüp baton yerine ağaç dalından bir asa yapıyorum kendime. Likya yolu işaretleri tam tesisin ortasından ilerliyor. İki gündür tepemizde parlayan güneş bugün bulutların arkasına saklanmış. Purple House’dan çıktıktan sonra düz bir parkurdan elektrik direklerinin üzerinde ki işaretleri takip ederek yürüyoruz. Yol bizi sahilde iskelesi olan bir restorana götürüyor, işaretlerde bir sorun olduğunu fark ediyoruz. Fredy ile bir süre haritayı inceledikten sonra işaretleri takip etmeye karar veriyoruz. Ama işaretler bizi geldiğimiz düz alana geri götürdüğünü fark ediyoruz. Anlıyoruz ki kıyıda ki restoran sahibi yolu yürüyen gezginleri restorana çekmek için işaret koymuş. Doğru yol düz alandan ilerlerken sola doğru patika ile orman içine doğru ilerliyor. Neyse ki doğru yoldayız artık.


APERLİA’A SONRASI RESTORAN PATİKA OLDUKÇA DARALDI

1.5 saat kadar bu şekilde ilerledikten sonra çalı ormanına giriyoruz. Bazen o kadar daralıyor ki bacaklarımızın çizilmesine engel olamıyoruz. Yol üzerinde yolu kapamış bir örümcek ağı ile bile karşılaşıyoruz. Örümceğin yuvasını bozmamak için azami itina gösterip ağın altından geçmeye çalışıyoruz. Fredy’de bize yetişiyor. Bu alan iki kişinin sığamayacağı kadar dar. Tam bu sırada karşı yönden gelen bir turist kafilesi ile karşılaşıyoruz. Yolun darlığından turist kafilesi bir süre açık alanda bizim geçmemizi bekliyorlar.  Ayaküstü birbirimizden yürüyeceğimiz parkur hakkında bilgi alıyoruz, aynı şekilde bizde geldiğimiz yol hakkında bilgi verdikten sonra tempolu bir şekilde yürümeye devam ediyoruz.


YOLUMUZ ENGELLERLE DOLU ALTTAN MI GEÇSEM ACABA..

30 dk. sonra kıyıda harika bir manzara görüyor ve Özgür’le mola vermeye ve enerji verici bir şeyler atıştırmaya karar veriyoruz. Bir süre sonra bazı parkurları birlikte yürüdüğümüz Fransız gezgin dostlarımız Johan ve Ann’da bulunduğumuz yerde mola veriyorlar, çok geçmeden de Fredy bize katılıyor. İki Fransız, İki Türk ve bir Alman birlikte sohbet ediyoruz. Birlikte manzaranın ve hatıra olsun diye birlikte fotoğraf çektiriyoruz. Dinlenme molası sonrası işaretlerin bizi götürdüğü çalı ve kayalık orman içinde denize pararlel ilerliyoruz. Deniz kıyısından, kayalıkların üstünden sekerek ilerliyoruz.

MOLA MANZARAMIZ HARİKA BEN, ÖZGÜR, ANN VE JOHAN

İşaretler kıyının hemen yanından çalı ve yeşillikler arasında ilerlerken 30 dk kadar sonra bir evin önünde bitiyor. Burada bir süre şaşkınlık yaşamamak mümkün değil. Etrafta iyice keşif yapıyoruz ama nafile işaretlerden emare yok. Evin bahçesinden içeri girmeye karar veriyorum. Avluda sinirli bir köpek karşılıyor beni. Sonra anlıyorum ki yol, evin bahçesinden geçerek kıyıya çıkıyor. Köpek ne kadar beni geri döndürmek istese de kıyıya çıkıyorum.

ÜÇAĞIZ SOKAKLARI ÇİÇEKLERE DOYUYORUZ 

Kıyıda denize doğru kurulmuş iskele dinlenmek için gözüme harika görünüyor. İskelenin ucuna oturup ayaklarımı denize sokarak bir süre dinleniyor. Solunuza baktığınızda Üçağız beldesi 100 mt ilerisinde görünüyor. Arkadan yol arkadaşım Özgür ve Fredy’de geliyor. Birlikte Üçağız belde meydanına giriyoruz. Fredy bizden birkaç adım önde Üçağız’a girince batonunu kaldırarak “ Heyyoo I’m number one “ diyerek bize espri yapıyor. Üçağız’da market alışverişi yapıyoruz Özgür’le, sonra sıcak çaylarımızı alıp sahilde ki banklara oturup dinleniyoruz. Bu sırada hep kapalı olan havadan ilk yağmur damlaları düşmeye başlıyor. Johan ve Ann’da bize katılıyor. Fransız dostlarımız bu etapta yürüyüşü sonlandıracaklarını ve otobüsle Kaş’a döneceklerini söylüyor, mail adreslerimizi veriyoruz ve orada onlarla vedalaşıyoruz.

KALE ÖNCESİ TEKNE TAMİR KOYU KAPAKLI KÖYÜNE 7 KM VAR

Bir saat kadar Üçağız’da kaldıktan sonra lahitler ve asma çiçeklerin arasından işaretleri takip ederek Simena’ya doğru yola koyuluyoruz. Özgür bilgi toplamak için Üçağız’dan görülen Simena kalesini mutlaka görmek gerektiğiniz söylüyor. Yol üzerinde tekne tamirlerinin yapıldığı bir plajdan geçiyoruz. Bu alan bakıma ihtiyacı olan bir tekne hastanesi görevi görüyor. Yan yatmış yelkenli bir teknenin fotoğraflarını çekiyorum. Biraz ilerde sponsor firmanın Kapaklı yazan tabelasını görüyoruz.

ÜÇAĞIZ (SEMENE) KALESİ  KALEYE ÇIKARKEN

Yol sola doğru dönüyor. Ama kaleyi görmek isteyen gezginler Likya Yolu'ndan çıkıp kısa bir kale molası verebilirler. Bizde kaleye çıkmaya karar veriyoruz. Taş merdivenlerden kaleye doğru tırmanıyoruz. Tırmandıkça manzara güzelleşiyor. Lahitler altında manzarayı izleyen turistlerle karşılaşıyoruz. Kaleye giriş ücretli 8 tl ödemeniz gerekiyor. Müze kartınız varsa mutlaka yanınızda bulunsun.. Kale içinde ahşap merdivenlerle en üst burçlara çıkıyoruz. Manzaramız harika, fotoğraflar çekip birazda dinleniyoruz. Kale çekimlerimizi yaptıktan sonra fazla vakit kaybetmeden tekrar işaretlerin olduğu Likya yoluna geri dönüyoruz. Kaleden inerken bir sevimli siyah bir köpek peşimize takılıyor. Ve tekrar Likya Yolu'na giriyoruz. Yol düz ve keyifli. Özgür ben ve köpeğimiz denizden uzaklaşarak sohbet ederek yürüyoruz.

ÜÇAĞIZ (SEMENE) KALESİ BURÇLARI KALE MANZARASI VE KALEYE ÇIKIŞ

Yolda İngiliz ve Hollanda’lı turistlere rastlıyoruz ve sohbet ediyoruz. Bize geldikleri yolda zeminin kaygan ve taşlık olduğundan bahsederek düşmekten kaynaklı dizinde ki yarayı gösteriyor ve kısa bir sohbet ve molanın ardından vedalaşarak Kapaklı Köyü'nün sırtlarına doğru yola devam ediyoruz.

ÖZGÜR’ÜN MANZARA KEYFİ KAPAKLI’YA DOĞRU SAYIMIZ ÜÇ OLDU

Bir süre sonra açık bir alana çıkıyoruz, burada hayvanlarını otlatan bir çobana rastlıyoruz. Yol hakkında biraz sohbet ediyoruz detaylı yol tarifini aldıktan sonra köpeğimizin rehberliğinde yollara düşüyoruz tekrar. Denize paralel yeşillik içinde ilerlerken yöre halkının Çağıllı dediği ama haritada çakıl plajı olarak geçen alana geliyoruz. Oldukça çakıl ve taşlık küçük bir plajdan geçip Çay ağzına ilerliyoruz. Çayağzı bölgesinin 200-300 mt kadar bir kumsalı var. Önceleri bu bölge tamamen sular altındaymış, suların çekilmesiyle burada bir koy oluşmuş. Güneş dağlara doğru bir eğim aldığında manzara harika görünüyor. Panorama manzarası çekmek için üstten devam eden Demre otoyoluna çıkıyoruz.

SURA DEMRE’YE DAHA ÇOK VAR DEMRE’DE GÜNBATIMI

Burada çekim yaparken bu gece bizi misafir edecek olan Refik ve İlyas Bey’e rastlıyoruz. Ayaküstü bize bu bölgenin tarihini anlatıyorlar. Burada Andriake denilen bölgede arkeolojik kazı  alanında yapılan çalışmalarda Noel Baba olarak bilenen Aziz Nikolas’ın mezarının bulunduğundan bahsediyorlar. Aziz Nikolas’ın bu tepelerde deprem sonrası denizcilere dua ettiğinden bahsediyorlar. Bulunan mezarda Noel Baba’nın kemiklerinin bir kısmının Antalya da ki müzede sergilendiğini, uyluk ve ayak kemiklerinin ise İtalya’ya kaçırıldığını orada Guari kentinde sergilendiğinden bahsediyorlar bize.

DEMRE’YE TEPEDEN BAKIŞ  REFİK VE İLYAS BEY İLE MANGAL KEYFİ

Bir süre tarih sohbeti yaptıktan sonra Demre’nin Sümele denilen yüksekçe bir yerinde bizi evlerine davet ediyorlar. Bu içten teklif için teşekkür edip, kabul ediyoruz ve birlikte yola koyuluyoruz. Mekanları oldukça güzel Demre’yi tepeden gören harika bir manzarası olan zeytin ağaçları içinde bir mekan. Akşam yemeğimizi bahçede kurulan masada mangal yakarak yiyoruz. İki dönem Demre belediye başkanlığı yapmış Süleyman Amca, mekan sahibi Refik Bey ve İlyas Bey’le olan sohbetimize uzun süredir tekne kaptanlığı yapan Ali İhsan Bey’de katılıyor. Masamızda neler yok ki, ızgaradan, karpuza, ellerimizde topladığımız mevsim sebzelerinden meyvelere kadar her şey mevcut. Gece yarısı sohbetimizi sonlandırıp dinlenmeye çekliliyoruz. Rehber video çekimini Demre manzarası eşliğinde tamamladıktan sonra, parkur notlarını düzenleyip uyumak üzere bize ayrılan odamıza çekiliyoruz.