Blog Yazıları
       Likya Üzerine Yazılar

                         Likya Yolu'na Dair Etkinlik ve Arkeoloji Yazıları

Tarihte Anadolu'da Yapılan Keşif Gezileri

      Günümüzden yaklaşık 170 yıl önce, 1842 yılının Ocak ayında, İngiltere kraliyet donanmasına bağlı Beacon isimli savaş gemisi bugünkü Antalya ve Muğla sınırında bulunan Kınık açıklarına demir atar. Eşen çayının denize döküldüğü bölge açıklarında demirleyen bu eski savaş gemisinin orada bulunma sebebi ilginç. Aslında Macera 1838'de başlar. Bu gemi, İngiliz Arkeolog Charles Fellows’un Batı Anadolu gezisi sırasında bulduğu ve Likya Uygarlığına ait Xanthos (Arnna) antik şehrinde toprak altından çıkarılan görkemli tarihî eserleri İngiltere’ye götürmek için Patara kıyılarına demirlemiştir. Fellows’un son gezisi sonrasında toprak altından çıkarılan yüzlerce eser, Türk köylüler ve İngiliz denizciler tarafından inşa edilen yaklaşık 90 büyük tahta sandığa yüklenecektir. Sandıklar daha sonra öküzler ve bölgede yaşayan Türk köylüleri tarafından gemiye taşınacak ve gemi İngiltere’ye doğru hareket edecektir.

      Olan bitene devam etmeden önce Beacon isimli gemiden ve gemideki önemli bir İngilizden bahsetmek gerek: Thomas Abel Brimage Spratt (1811-1888). Bu İngiliz, gemi Patara açıklarında demirlediğinde gemide bulunmaktadır ve kendisi Su-Jeoloji konularında çalışmış bir ingiliz tümamiralidir. Spratt, sadece Likya’da değil, daha sonra Osmanlı imparatorluğu ve Rusya’nın karşı karşıya geldiği Kırım savaşındada karşımıza çıkıyor. pratt, o dönemde yine aynı, İngiliz kraliyet donanmasına ait “ Spitfire ” isimli geminin kaptanıdır. Fakat görevi farklıdır. Aslında bir anlamda değildir. Maksadı yine birşeyler götürmektir. 18 Ağustos 1854 yılına ait “The Illustrated London News” gazetesinin ilk sayfasında bir “Kırım Savaşı” haberi yayınlanır. Harp bütün şiddetiyle devam ederken, ilginçtir ki, İngiliz gazetesinin başlığının Kırım Savaşıyla bir ilgisi yoktur. Osmanlı Ruslarla savaşa dursun, İngiliz gazetenin başlığı “Ereğli Kömür Ocakları”dır. İşte tam da burada Spratt ve gemisi Spitfire, The Illustrated London News gazetesinde bir haberde karşımıza çıkıyor:

      “Kömür yatakları bölge boyunca bu dağların sırtlarından çıkarılıyor. Kaynak yaklaşık 17 yıl önce keşfedildi. Ya da halka duyuruldu. Bu vadide (Kozlu vadisi) yer alan ve daha sonraları majestelerinin makinisti Spitfire gemisinin kaptanı Spratt (Thomas Abel Brimage Spratt) tarafından ziyaret edildi. Ereğli limanı boyunca bir keşif yapıldı. İki tarafta da güzel araziler keşfedildi. Ayrıca makinistler (kaptanlar) için güvenli bir sığınak barındırıyor. Spitfire’in gezisinin amacı kömür miktarını ve kaliteyi öğrenmekti. Sonuç çok tatmin ediciydi…” Spratt, 1854 tarihli bu haber yayınlanana kadar bölgede çeşitli keşifler yapıyor ve İngiltere için değerli, stratejik maden yataklarını araştırıyordu. Ayrıca araştırmalarını düzenli olarak “Remarks on the Coal-bearing Deposits near Erekli (Ereğli) ” başlığıyla kraliyet donanmasına ve İngiltere’deki ilgili birimlere yolluyordu. Amiral Spratt’in kendi kaleminden aşağıda yazdığı rapor oldukça aydınlatıcı: “1854 yılı Mart ayının sonlarına doğru, İngiltere ve Fransa donanmasının Karadeniz’e girmesinden sonra Türk hükûmetinin güney sahilinden Ereğli yakınlarında (Antik Heracle’da) kömür elde ettiğinin bilinmesi üzerine harp gemilerinde kullanmak için, kalitesini araştırıp rapor etmem için oraya gitmem emredildi…

      Benim idaremde 27 Mart akşamı Kraliyet gemisi “Spitfire” ile İstanbul’dan ayrılarak Ereğli’ye ertesi günü sabaha geçip, hava şartlarının uygunluğundan istifade edip Ereğli’nin 30 km doğusunda Türk Hükümetinin İngiliz Mühendisi Mr. John Barkley’in direktifleri ile işlettiği Kozlu körfez ve vadisine devam edildi… Kozlu körfezin kıyısındaki birkaç evden oluşmuş ve bu bölgeden üretilen kömürün Ereğli’ye nakli için çok emniyetli bir yerdir. Şu anda, Mayıs ayının ortalarında veya sonunda İstanbul’a yapılacak nakliyat için yaklaşık 9 bin ton kömür hazır olarak beklemektedir… Kumsaldan yaklaşık 2 mil uzunluğundaki vadiye çıkan o zaman çalışan madenlere de giden bir tramvay gördüm… 1838 veya 1840’larda bu kömür yataklarının varlığı dikkat çektiyse de, benim ziyaretimden 5–6 yıl kadar önce Hırvatlar kıyının yanındaki gelişmiş ve kolay çıkarılabilen damarları işlemelerine rağmen Türk hükümeti tarafından sistemli olarak işletilmiyordu.

      Çevrede kömür bulunan yerleri görmek arzusuyla 30 Mart sabahı Mr. Barkley ile Kozlu-Ereğli arasındaki bölgeye hareket ettik. Gemime beni Ereğli’de beklemesini söyledim… Geçtiğimiz vadide de kömür damarları görmüştük ama onlar denize daha yakın bulunuyorlardı. Kardiç’in batısına doğru, kıyıya ulaştırılan, içlerinde kömür bulunan birçok vadiden geçtik. Bunlardan biriside Aligazi köyü yakınında Hırvatlar tarafından çalıştırılan, birisi göz kararı 70 derece iki kömür damarı bulunuyordu… Bu paralel tepelerin üzerinden yolculuğumuzun sona erdiği yer güneydeki manzara ormanı eski çağlardan kalmış gibi balta girmemiş, Ereğli’ye gözün alabildiği kadar sık çınar ve meyve ağaçlarıyla bir okyanusun dalgaları gibi kaplıydı. ” Spratt hakkında az da olsa önemli bilgilere sahip olmuşken, şimdi tekrar Likya’ya, Kınık – Patara açıklarına demirleyen H.M.S Beacon’a dönelim. Bütün hazırlıklar yapılmış, tahta sandıklar hazırlanmış ve Likya’nın kalbinden sökülüp alınan görkemli eserler sandıklara yüklenecekken, karşılarına büyük bir problem çıkar. İngiliz ekip son anda geminin (H.M.S Beacon) bu yüklü kasaları taşıyamayacağına karar verir Ve bunun iş için destek olacak bir veya iki gemiye daha ihtiyaçları olduklarını anlarlar. Problem büyüktür. Zira bu aksaklık, tarihî eserlerimizle dolu tahta sandıkların İngiltere'ye götürülmesini oldukça uzun bir süre geciktirecektir. Beacon şimdilik eli boş bir şekilde sularımızdan ayrılır. Fakat yerine bu iş için daha uygun bir gemi gelecektir. Gemi Patara açıklarından ayrıldığında içinde Xanthos’taki eserlerimizi Anadolu’nun bağrından söküp çıkaran Charles Fellows’u da götürmektedir.

      Herşey burada bitmedi. Zira macera üç kişi için henüz yeni başlıyordu. Beacon’ın Kaptanı Graves, bekleme süreci boyunca gemi ekibine ait üç kişiye yeni bir görev verdi. Bu üç kişi, Beacon veya diğer başka bir gemi tekrar Anadolu sularına dönene kadar bölgede kalacak ve Likya, Pamfilya, Pisidya bölgelerinde çeşitli araştırmalar yapacaktır. Bu üç kişiden biri yine Spratt, Jeoloji alanında uzman E. Forbes ve Arkeoloji alanında uzman, aynı zamanda kendisi bir rahip olan E.T. Daniell’dir. Üç kişilik bu ekip Kaptan Graves geri dönene kadar belirledikleri rota boyunca, Likya’nın henüz çok bilinmeyen iç bölgelerine doğru girecekler, bölge halkı, antik şehirler ve bölgede yaşayan bitki-hayvan çeşitliliği hakkında bir rapor hazırlayacaklardı. Üçlü, at sırtında ve zor şartlar altında yola koyulur ve Likya’nın iç bölgelerine doğru ilerlemeye başlar. Yanlarına onlara eşlik etmesi ve bölge halkıyla iletişim kurmalarına yardım etmesi için Levisi’li (bugünkü Fethiye-Kayaköy) bir Rum rehber alırlar. İşte onların macerası burada başlar ve gezileri boyunca yüzlerce çizim yapıp, kroki ve antik şehirlerin haritalarını çıkartırlar. Birçok Likya yazıtını kopyalarlar. Fakat sonlara doğru, Rahip Daniell, Pamfilya kıyısındaki bataklık bölgelerde yaptığı araştırmaları sırasında Anadolu’nun zehirli sıtmasına yakalanır ve ölür. Bu talihsizlik sonucu üçlü bir kişi eksilir ve yollarına iki kişi devam ederler. Herşeye rağmen seyahate devam eden adamların tek gayesi vardır: İngiliz Emperyalizmi…

      Yabancı seyyahlar… 1800'lü yıllarda topraklarımızdan geçen birçok yabancı seyyah aynı zamanda bugün henüz bizler için çok yeni olan hatıralarını ve dolayısıyla o zamanların Anadolusu ve tarihi hakkında bilgi de bıraktı. Bu anlamda onlara bakışımız farklı yönlere gidebilir. Herbiri gerçekte maceracı ruhlu olan bu insanlar, aslında geride bıraktıkları kadar çok şey de almış, çalmış ve götürmüşlerdir. Birçoğu, dönemin ingiliz kraliyet kurumları tarafından Anadolu’ya ve dünyanın birçok yerine gönderilen, destek olunan bu insanlar geçtikleri yerlere ait olan tüm stratejik bilgileri ingiltereye götürmüş ve İngiliz, Fransız emperyalizminin hizmetine sunmuşlardır. Aynı zamanda birçok tarihî eserimizin Anadolu’dan çalınışının, sökülüp koparılışının, dünya mirası, tarihî eser ve hazinelerimizin bizlerden uzaklara gidişlerinin ilk adımlarıdırlar…Yazıya katkısı için Nebi Yıkaroğlu'na teşekkür ederim.