Facebook Takip Ediniz Twitter Takip Ediniz

Likya Yolu Hakkında Aradıgınız Hersey

Reklamlarınız için

  Metin TÜZÜN
  0554 244 03 12
  satis@likyayolurehberi.com

Görüs, Sorula ve Reklamlarınız için

 

Likya Yolu için rehber olarak hazırlanan bu web sitesinde, Likya Yolu yürüyüşüne ve rotası dair her bilgiyi bulabilirsiniz. Site içeriğinde size rehber olsun diye hazırlanan ve yola çıkmadan önce faydalanacağınız, Likya Yolu Güncesi ve bu yol boyunca çekimi yapılan rehber videolar, parkur ve GPS bilgileri, konaklama bilgileri, yol boyu gerekli olacak faydalı bilgiler ve fotoğraf galerisi mevcuttur. Soru ve yorumlarınız için iletişim sayfamızda ki telefon ve mail adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz. Likya Yolu Rehberi ekibi olarak şimdiden keyifli yolculuklar dileriz.

Likya Yolu, Türkiye’nin ilk uzun mesafeli yürüyüş yolu olma özelliğine sahip olmakla birlikte, 2015 yılına kadar uzunluğu 509 km. olan ve Hisarçandır Köy'ünde biten yol, yeni eklenen Çıtdibi ve Geyikbayırı etapları ile beraber 535 km.'ye ulaşmış olup, Geyikbayırı mevkiinde sona ermektedir. Fethiye’den başlayarak Antalya’ya kadar uzanan ve tarihte Likya olarak adlandırılan Teke yarımadasındaki patikalardan bir kısmının işaretlenip haritalanması ile oluşturulmuş bu yürüyüş rotasıdır.  1992 yılında parkur çalışmalarına başlanılarak 1999 yılında turizme açılmıştır. Günümüzde ise yerli ve yabancı doğa ve yürüyüş tutkunlarına inanılmaz güzellikler sunmaktadır. Akdeniz'in güzelliğini ve Antik Likya döneminin gizemini biraz olsun yaşayabilmek için Likya yolunda yapılacak keyifli bir yürüyüş boyunca, yol boyunca el değmemiş küçük koylardan, çok fazla insanın yaşamadığı dağ ve ova köylerinden geçerek yolculuğunuzu sürdürürsünüz. Hem Akdeniz kültürünü tanımış hem de harika doğa manzaralarına şahit olursunuz.

Likya Yolu, çeşitli kaynaklarca dünyanın en iyi 10 uzun mesafe yürüyüş rotasından biri olarak gösterilir. Parkurun tamamı işaretlenmiş olup sponsor kuruluşlar ve gönüllüler tarafından bakımı yapılmaktadır. Fethiye’den başlayan yürüyüş yolu üzerindeki bazı antik yerler ise; Sdyma, Pyndai, Phellos, Apelia, Theimussa, Letoon, Xanthos, Patara, Antiphellos, Apollonia, İdyros, Simena, Myra, Limyra, Gagae, Olympos, Sura, Belos, Phaselis ile birlikte bir çok antik ve yeni yerleşim alanı görmeniz mümkündür.Antalya ilinin batı kesimi, Muğla ilinin güneydoğu ucu ile Köyceğiz'den Antalya'ya çekilecek bir çizginin güneyinde kalan kısım Lykia'dır. Batı sınırını Dalaman çayı, doğusunu Phasalis kenti, kuzeyini Akdağ sınırlar.

Pınara :

Fethiye yakınlarındaki Likya antik kenti. Fethiye'ye 45 km. mesafede bulunan Minare Köyü yakınında bulunmaktadır. Likya dilinde "Pinale" veya "Pinara" yuvarlak anlamına gelmektedir. Mitolojiye göre Xanthos'un nüfusu çok artınca yaşlılardan bir grup kentten ayrılarak Kragos Dağı'nın eteklerinde yuvarlak biçimli bir tepe üzerinde Pinara kentini kurmuşlardır. Pinara Lykia birliği kentleri arasında 3 oya sahip olan yerleşimlerden biridir. Bu da kentin döneminde önemli bir konuma sahip olduğunu göstermektedir. Geride ki kalıntılarda bu görüşü doğrulamaktadır. Kent ile ilgili kayıtlar yetersizdir.

Sidyma :

Muğla ilinin Fethiye ilçesi Dodurga ve Boğaziçi köyleri yakınındakiLikya antik kentidir. Kurulduğu günümüzde tarih tam olarak bilinmemektedir. Kent Roma döneminde ilerleme kaydetmiştir. Kente Fethiye'den Kaş yönüne doğru ilerlerken Eşen beldesini geçip Fethiye-Kaş karayolundan yedi kilometre kadar içeride bulunan Dodurga köyüne giderek ve bu köyden de batı tarafındaki tepelere doğru uzanan yol üzerinden 2,5 kilometre ilerleyerek ulaşılabilir. Sidyma kentinin güneybatı tarafında birçok devirde kullanılmış 9 metre yüksekliğinde bir mezar yapısı bulunmaktadır.

Pydnai :

Pyndai antik kenti Muğla ilinin Fethiye ilçesi yakınlarındaki Patara kumsalının batı ucunda yer alan antik Likya kentidir. Kentin kale surları günümüze kadar gelmiştir. Dış kale surları dışında kent içindeki yapılar hemen hemen yıkılmıştır. Altı kale burcu hemen hemen sağlam vaziyettedir. Likya yolu kentin batı kapısından geçmektedir. Kumsal yanında olmasına rağmen küçük bir tepececik üzerinde hafif eğimli bir düzlük üzerindedir. Deprem ve savaşlar sonrası kentin coğrafi temelin bozulduğu göz önüne alınırsa yapılacak kazı çalışması sonrası kent ile bilgilere daha net ulaşılabilir.

Letoon :

Fethiye yakınlarındaki antik kent, Fethiye - Kaş karayolunun 65.km Kumluova Köyü yakınında bulunmaktadır. Şair Ovidius'un anlattığı bir öyküye göre kent, Zeus'tan hamile kalan Leto'nun adına kurulmuştur. Ören yeri merkezinde yan yana üç tapınak bulunmaktadır. Bunlardan en kuzeydeki Leto, ortadaki Artemis, güneyindeki Apollon'a adanmıştır. Tapınakların güneybatısında bir çeşme yer almaktadır. Kentin kuzeyinde Stoa ile arkasını kısmen doğal yamaca dayamış Helenistik döneme ait tiyatro bulunmaktadır. Letoon antik kenti M.S. 7. yüzyılda tamamen terk edilmiştir.

Xsantos:

Ksantos adıyla da okunur. Likya dilinde Arnna olarak telaffuz edilen şehir, Fethiye -Kaş karayolunun 70 km.sinde bulunmaktadır. Antik Çağda Likya'ya başkentlik yapmıştır. Pek çok tarihi olaylara ve savaşlara sahne olan kentten günümüze ulaşan kalıntılar arasında kaya mezarları, lahit mezarları ve Likya kültürüne özgü dikme mezar anıtları vardır. Bir çok kez onarılmış tiyatro ve erken hıristiyanlık döneminde yapılmış kilise görülebilecek eserler arasındadır. 1840'lı yıllarda antik kentte kazılar yapan İngiliz Fellows, Nereidler Anıtı ile pek çok eseri British Museum'a götürmüştür.

Phellos :

Antalya ilinin Kaş ilçesine bağlı Pınarbaşı köyünde bulunan antik Likya kentidir. Tarihi hakkında fazla bilgimiz bulunmayan Phellos, mevcut kalıntısıyla bir savunma şehri, müstahkem mevki görünümündedir. Phellos’ta akropolü çevreleyen ve yer yer poligonal tekniğin görüldüğü sur dışında fazla yapı kalıntısına rastlanmaz. Surlarla bitişik doğu ve güney yönündeki kuleler ise rektagonal tekniktedir. Akropolün batı kenarında yer alan ev tipi kaya mezarı, Likya’nın ahşap ev mimarisini kaya gömütüne yansıtmış en özgün örneklerden birisidir.

Antiphellos :

Kentin adı, Kaş'ın Likya dönemindeki isimlerinden biridir. Kaş'ta bulunmuş olan iki dilli bir yazıttan, Kaş'ın altındaki kentin Antiphellos olduğu kesin olarak anlaşılmıştır. M.Ö. IV. yüzyılda Antiphellos çok küçük bir yerleşim yeri olup biraz yukarısında bulunan Phellos'un limanı idi. Ancak Hellenistik döneme girilirken Phellos gerilemiş, Antipellos ise gelişerek daha ön plana çıkmıştır. Bu durum Roma döneminde de devam etmiş, süngercilik sayesinde gelişerek Phellos'un limanı durumundan çıkmış ve kendine yeten zengin bir şehir durumuna gelmiştir.

Apollonia :

Antalya ili Kaş ilçesi yakınlarında Kılıçlı Köyü'nde bulunan antik Likya kenti. Apollonia Kaş'a 22 km mesafede, Kekova yolu üzerinde Kılınçlı köyünde Lykia Birliği’ne bağlı olarak kurulmuş bir kenttir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre MÖ 4. yüzyılda kurulmuştur. Şehir harfine benzeyen bir kayalığın üzerindedir ve kenti çevreleyen surların bir kısmı ayakta kalmıştır. İç kulenin batısında iyi durumda bir Bizans dönemi yapısı ile aynı döneme ait kilise bulunmaktadır. Kilisenin batısında tahrip olmuş tiyatro görülür. Hamam ve altı prizmal gövdeli mezar anıtı diğer kalıntılardır.

Aperlai :

M.Ö. 400'lerde kurulmuş Likya kentidir. Bügünkü Kaş ile Kekova arasında arasında bulunan Sıcak Yarımadası'nın eteklerinde yer almaktadır. Henüz kapsamlı bir kazı yapılmamış olan Aperlae'de 1996 yilinda Maryland Üniversitesi'nden gelen bir ekip tarafından yapilan incelemede şehrin ana geçim kaynaklarından birinin deniz kabuklarından elde edilen mor renkli "Tyrean Purple" üretimi olduğunu öne sürülmüstür. Antik dönemlerde bu renk sadece Roma'lı asiller tarafından kullanılmaktaydı. Daha sonra mor renk Vatikan'da üst rütbeli kardinal ve din adamları tarafından kullanılmıştır.

Theimussa :

Antalya ili Demre İlçesi Üçağız Köyü yakınlarında bulunan antik Likya kenti. Theimussa, Kekova yakınında Üçağız Köyü’nün bulunduğu yerde doğal bir limandır. Yalnızca köyün içerisinde bulunan bir kitabeden M.Ö. IV. YY'da bu kentin tarihi ile ilgili bilgi edinebiliyoruz. Ayrıca köy içinde antik çağdan kalma mezar kalıntıları bulunmaktadır. Antik iskelenin arkasında M.Ö. IV. YY.da tarihlenen mezarın üzerinde çıplak halde bir erkek tasviri bulunmaktadır. Bu mezarın kitabesinden bu mezarın Kluwanimi’ye ait olduğu anlaşılmıştır. Çevrede ki mezarlar Helen ve Roma dönemine aittir.

Simena :

Antalya ilinin Kaş Finike arasında yer alan, günümüzde Kaleköy olarak adlandırılan antik Likya kenti. Simena küçük bir Likya kıyı kenti olup, M.Ö. 4.y.y.dan günümüze kadar iskan görmüş stratejik bir nokta olma özelliği gösterir. Bu özelliğini en canlı yansıtan kalıntı günümüze dek sağlam kalmış kale olup, buradan Kekova ve çevresinin en mükemmel manzaralarını izlemek mümkündür, Simena antik kenti, yöreye adını veren Kekova, hem Simena 'nın tam karşısında kıyıya en yakın yeri 500 m. olan 7.4 km. uzunluğundaki adanın, hem de Simena (Uçağız), Aperlai (Sıcak) iskelesi, Gökkaya Koyunu da içine alan bölgenin genel adıdır.

Myra :

Myra, Antalya İli'nin Kale (Demre) ilçesinin yer aldığı bölgede bulunan antik bir Likya kentidir. Hıristiyanlığın ilk zamanlarında Myra Likya'nın metropolü konumundaydı. Aziz Pavlus MS.60'da Roma'ya giderken kentin limanında gemi değiştirdiği bilinir. Günümüzde Noel Baba olarak da bilinen Aziz Nicholaos 4. yüzyılda Myra'nın piskoposluğunu yapmıştır. MS. 408 ile MS. 450 yılları arasında imparatorluğun başında bulunan II. Teodosius zamanında Aziz Nicholaos'ın Myra'da başpiskoposluk yaptığı anlaşılmaktadır. Ayrıca o dönemde Myra'nın Likya'nın başkenti olduğu bilinmektedir.



Sura :

Antalya ili Demre ilçesi yakınlarında bulunan antik Likya kenti. Günümüzde bu lokasyonda bulunan köyün adı da Sura Köyü'dür. Kehanet merkezlerinden birisi olduğu bildirilmektedir. Rahipler burada et dolu şişleri suya batırarak balıkların eti yiyip yememesine göre kehanette bulunuyorlardı. Tapınağın gerisinde oldukça harap durumdaki Bizans kilisesinin yıkıları görülmekte olup asfalt yoldan vadiye bakıldığında bu yapılar bu güzel vadi içinde izlenmektedir. Lahitlerin büyük çoğunluğu Roma Devri'ne aittir. Antik kalıntılardan Akropolün doğusu ve batısı sur duvarları ile çevrilidir.

Belos :

Likya kentlerinden olan Belos, Finike’ye gelmeden önce Belen Köyü yakınlarında bulunmaktadır. Tepe üzerinde kurulu olmasından dolayı ve oluşmuş depremlerden dolayı kentten geriye sadece lahitler ve yıkıntılardan oluşmuş harabeler kalmıştır. Likya Yolu üzerinde Kırkmerdiven inişi sonrası Finike ile Kırkmerdiven arasında yer almaktadır. Dönem dönem hazine avcıları bu bölgede yasa dışı kazı ve aramalarda sonrası Belos kenti iyice tahrip edilmiştir. Kısa bodur çalılık ve ormanlık saha içerisinde bir arazide yer alan kalıntıların büyük kısmı toprak altında bulunduğu bilinmektedir.

Limyra :

Antalya il sınırları içinde, Finike ilçesi yakınlarında bulunan bir antik kenttir. Limyra (Zemuri, Turunçova, Zengeder) Finike'nin 9 km kuzey doğusunda bulunan antik Likya şehirlerinden biri Limyra'dır. Turunçova beldesi ile Kumluca beldesi arasındaki Torunlar'da bulunan antik kent, 1216 metre yükseklikteki bir tepenin eteğinde kurulmuş olup yol üzerinde bulunmaktadır. Limyra antik kenti bir dönem Lykia medeniyetinin başkentliğini yapmıştığı anlaşılmıştır. Antik Likya medeniyetinin doğudaki başkenti Limyra olurken, ülkenin batıdaki başkenti ise Xanthos olmuştur.


Gagae :

Antalya il sınırları içinde, Mavikent Kasabasının Aktaş Mevkiinde bulunan Gagae isimli antik kent, Akropolis kayalığı denilen kısım ile ile deniz arasında kalan bir alanda kurulmuştur. Kalıntılar üzerinde yapılan incelemelerde, bulguların orta çağ izlerini taşımaktadığı söylenmiştir. Şehrin duvarları ve bazı hıristiyan kiliseleri ile birlikte bir çok kalıntı günümüze kadar sağlam bir şekilde ulaşmıştır. Gagae ismi, varlığının günümüzde araştırılmasının mümkün olunamadığı bir tür taş olan Gagates'tin türediği bilinmektedir.

Olympos :

Kentin kesin kuruluş tarihi bilinmemektedir. Tarih sahnesinde Olympos, Likya Birliği içinde bastığı sikkeler ile M.Ö. 168-78 yıllarında ilk kez görülür. Olympos Antik Kenti, Antalya'nın 80 km. güneyinde ve Antik Likya Bölgesi içindedir. Doğudan Akdeniz'e açılan Olympos Antik Kenti, ortasından geçen Akçay (Olympos Çayı) ile ikiye bölünür. Bu konumuyla tarih boyunca liman kenti olma özelliği taşıyan Olympos, günümüze gelen antik kentler arasında farklı bir yapı sergiler. Kent adının kaynağı ve anlamı tam olarak açıklanmamakla birlikte, eski Anadolu dillerinden geldiği ve genellikle yüksek dağ, ulu dağ anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Phaselis :

Faselis adıyla da bilinir. Kemer yakınlarındaki antik kent. Bey Dağları Olimpos Ulusal Parkı'nın çam ve sedir ormanları arasında yer alan antik Faselis kenti Kemer'in 16 km. batısındadır. Kent MÖ 7. yüzyılda Rodos'lular tarafından kurulmuştur. Uzun yıllar Likya'nın doğu kıyısının en önemli liman özelliğini korumuştur. Faselis'in üç limanı vardır. Kuzey Limanı, Savaş Limanı veya Korunmuş Liman ve Güneş Limanı. Kentin ortasında 20-24 metre genişliğinde muhteşem bir cadde vardır. Bu caddenin güney ucunda Hadrian Su Yolu Kapısı bulunur. Bunların da yakınında Hamamlar, Agora ve Tiyatro gibi kamu yapıları bulunur.

İdyros :

Kemer’de Ayışığı Koyu sahiline yakın mevkide, Antalya Müzesi tarafından 1976-1977 yılları arasında yapılan kazıda kalıntıları ortaya çıkan Idyros antik kenti araştırmaları devam etmektedir. Idyros Antik Kenti, Phaselis antik kentinin kuzeyinde yer alıyor. Bölgede yapılan kazılarda Bizans duvar kalıntıları, üç kapı sövesi ve apsisi andıran bir duvar bulunmuş. 60-90 cm. derinliğinde yapılan çalışmalar Bizans kilisesi kalıntılarının bir bölümünü ortaya çıkarılmış. Geometrik motiflerin hakim olduğu süslemeler var. Kilise apsisinin ilerisine doğru çıkan şapel 7,55 x 5,20 mt. boyutlarında dikdörtgen bir yapıdır. 


HOTEL NİSA VE RESTAURANT
Kaş merkezde bulunan Hotel Nisa, manzaralı terası, güler yüzlü hizmeti ve temiz-rahat odaları ile öne çıkmaktadır. Likya Yolu’nun Kaş etabında yerli ve yabancı doğa yürüyüşçülerinin uğrak ve konaklama yerlerinin başında gelmektedir. Likya Yolu Rehber ekibi olarak, Kaş merkeze ulaştığınızda konaklama ve yemek ihtiyaçlarınız için sizlere tavsiyemiz Hotel Nisa olacaktır.  Odalarda klima, 7/24 sıcak su, oda servisi, wiriless, şehir içi etkinlik rehber hizmetleri standart olarak verilmektedir.
İletişim: Hastane Cad. No:12 Kaş / Antalya
Tel : 0242 836 20 08 - 0506 846 65 99
ÇINARALTI RESTAURANT VE PANSİYON

Likya Yolu üzerinde, Türkiye'nin tek deniz gören yaylası olan Yukarı Beycik etabında bulunan Çınaraltı Restaurant ve Pansiyon Likya Yolu yürüyüşçülerinin en fazla ziyaret ettiği mekanların başında gelmektedir. İşletme konaklama konforu dışında yemekleri de oldukça lezzetlidir. İşletme Olympos ve Çıralı'dan transfer hizmetleride sağlamaktadır. Likya Yolu rehber ekibi olarak Yukarı Beycik Köyüne ulaştığınızda sizlere tavsiyemiz Abdurrahman Bey ve Eşinin işlettiği nezih mekan olan Çınaraltı Restaurant ve Pansiyon olacaktır.

İletişim:Yukarı Beycik Köyü Kemer/Antalya
Tel : 242  816 11 17 - 0532 558 45 09
ÖNEMLİ NOT: Bu web sitesinden bulunan parkur bilgileri, konaklama ve tesis bilgileri zaman içinde değişiklik gösterebilir. Biz rehber ekip olarak bu güncellemeleri sizlere hızlı bir şekilde yansıtmaya özen göstereceğiz.

Doğa Yürüyüşünde Dikkat Edilmesi Gerekenler :

Yürüyüş başlangıcında iyice yavaş hareket ederek vücudun yürüyüşe uyumuna imkan tanıyın. Belli bir tempoda yürüyün.ani hızlanmalar ve yavaşlamalar vücudunuzu zorlar ve yorulmanızı sağlar. Adımlarınızı kısa ve dengeli atın. Büyük çaba gerektiren bir adımdan sonra 5-10 saniye dinlenin. Ne kendinizle ne de bir başkasıyla yarışmayın. Yürüyüş sırasında “daha ne kadar yolumuz kaldı” düşüncesine kapılmayın. Yürüyüş sırasında baton kullanmak dengeyi korumayı kolaylaştırabilir. Dik tırmanışlarda zemin kaygan ise çok fazla beklemeden ikinci adım atılmalıdır. Verilecek mola sıklıkları ve süreleri fazla tutulmamalıdır. Sık ve uzun süreli molalar yerine dinleniyormuş gibi yavaş bir tempoyla yürüyün. Molalarda vücudunuzu soğuğa karşı korumayı ihmal etmemelisiniz. Molalar sırasında sıvı alımı ihmal edilmemelidir.  Çok sık ve uzun yemek molaları verilmemelidir. Vücuda hazmetmek için zaman verilip, yürüyüşe yemekten en erken yarım saat sonra başlanmalıdır. Taşlık, kayalık ve kaygan bölgelerden yürürken tek sıra yürünmelidir. Taş düşmesi önemli bir risktir, bu yüzden taş düşme riski en az yerlerden yürünmesi gerekir. Eğer karlı zeminde yürünüyorsa kayaların yanlarındaki karların daha yumuşak olduğu ve batma tehlikesinin olduğu unutulmamalıdır. Kar yürüyüşlerinde tek sıra yürümeli ve iz açanın yorulmaması için sık sık değiştirme yapılmalıdır. Çıkışlarda burun saplama, inişlerde ise topuk saplama yöntemleri güvenli bir iniş için gereklidir. İnişlerde en çok parmak uçları zarar gördüğünden ortopedik taban kullanmalı ve bağcıklar iyice sıkılmalıdır. Yanınızda mutlaka düdük bulundurun. Sisli havalarda pusula bulundurun ve gruptan kimsenin ayrılmamasına özen gösterin. Ve her şeyden önemlisi bilgi ve tecrübenizin yetersiz kaldığı noktalarda geri dönün.

Gerekli Ekipman :

Trekkingde öncelikli malzeme giyimdir. Bunun nedeni yürüyüşte en önemli şeyin vücut sağlığı olduğudur. Vücut sağlığını bozmayacak rahatlıkta ve ferahlıkta giyim malzemeleri gereklidir.Trekking de konaklama, yani kampta yapabileceğimiz için kamp malzemeleri de gerekmektedir.

Yürüyüş Botu :

Trekking botları kısa , orta ve uzun yürüyüşler için ayrı özelliklerde tasarlanmıştır. Likya Yolu gibi uzun süreli yürüyüşlerde mutlaka botun çok iyi havalandırma sağlaması, bileği koruması ama hafif ve yumuşak olması gerekir. Tabanı kaymaz malzemeden yapılmış botlar seçilmeli ve nemi ve teri dışarı atabilen ama dışarıdan su geçirmezlik özelliği olan botları tercih etmeniz yürüyüş kalitenizi arttıracaktır. En iyi yazlık trekking botları cordura kumaş ve süet deri olarak üretilenlerdir. Kışın yapılacak yürüyüşlerde kullanılacak botların da suya dayanıklı, tabanları sağlam ve dişli olması tercih edilmelidir. Pahalı bulanlar deri botlarını Wax’layarak su geçirmez hale getirebilirler.

Su Matarası:

Malum su insanın en temel ihtiyacı, doğa yürüyüşü yaparken en çok ihtiyacınız olacak şeylerin başında su geliyor. Bunun için serinliğini yitirmeyen termos özelliği de taşıyan bir matara almanız sizin için çok önemli. Ayrıca alacağını termos asla plastik olmamalı, zira plastik içindeki sıvıya sıcak havalarda çok çabuk koku verir ayrıca içinde bakteri üreme olasılığı çok yüksektir.

Düdük :

Gruptan kopabilirsiniz, kaybolabilirsiniz, bir yere yuvarlanıp bir yerinizi yaralayabilirsiniz. Ne ile diğer yürüyüşçüleri uyarıp, yerinizi belli edeceksiniz? Düdüğün tiz sesi sizin sesinizden üstündür ve daha uzaklardan duyulabilir. Bulabilirseniz bir tarafı termometreli bir tarafı pusulalı modelleri tercih edin ve düdüğünüzü kesinlikle bir iple boynunuza veya gömleğinizin düğmesine asın, asla da kaybetmeyin.

Çakı :

herkes için gerekli olan bu malzemenin faydalarını burada anlatmakla bitiremem, çadır kurarken,  yemek yerken, diken battığı zaman geçtiğiniz senelerde dayınız taradından hediye edilen isviçre çakınızın aslında ne kadar kıymetli olduğunu anlayacaksınız.
Basit bir yürüyüşte yürüyüşe hangi istikametten başladığınızı bilmeniz gerekir. Yönünüzü muhafaza etmek için gereklidir. Her ne kadar Likya Yolu işaretli ve çok kullanılan bir parkur olsa da yanınızda bir pusulanın olması size bir şey kaybettirmez. Pusulasız trekking olmaz.

Şapka :

Likya Yolu yürüyüşünüzün olmazsa olmazı şapkadır. Çoğu zaman bahar mevsimlerinde yürüyüş tercih edilse bile, uzun mesafeli yürüyüşlerde güneşin etkisi an be an artacaktır. Ense kısmınızı da koruyacak şapkalar tercihiniz olmalı. Kaybetme ihtimaline karşılık mutlaka yanınıza yedek şapka bulundurun.

Rüzgârlık ve Yağmurluk :

Likya Yolu deniz seviyesinde ilerlediği gibi bazen de yüksek rakımlı rotalardan da devam etmektedir. Ayrıca bahar mevsiminde yürüyüş yapıyorsanız coğrafi olarak yağmur yağma ihtimali her zaman vardır.Mutlaka yanınızda yağmurluk bulundurun. Molalarda terli halde esintide kalabilirsiniz, böyle bir durumda bir rüzgârlık hayat kurtarıcı olacaktır. Hava bir anda döner ve sağanak verebilir, yanınızda getirdiğiniz yağmurluk sizi koruyacaktır. Doğada garanti diye bir kelime yoktur. Garantinizi siz sağlamaya çalışın.

Sırt çantası :

En önemli konulardan biri de sırt çantasıdır. Yazın daha ufak, kışın biraz daha büyük çanta kullanılır. Uzun süreli yürüyüşlerde 60 Lt. ve üzeri sırt çantaları kullanılmalıdır. Çantalarınızın yanlarında mutlaka su şişesi veya matara cebi olmalıdır. Çanta satın alırken gerekli malzemelere kolay ulaşılabilecek cepleri olması ve pratik kullanışlı olmasına dikkat etmelisiniz. Ayrıca sırt bölgesi ayarlanabilir olması yükü sırt ve bele eşit dağıtan eğimde olması ve bel desteği olan çantalar yürüyüş esnasında sizi rahat ettirecektir. Bunun için gitmeden mutlaka iyi bir sırt çantası edinmeniz sizin faydanıza olacaktır.

Dudak ve Güneş Kremi :

Likya Yolu’nda zaman zaman yağmurla karşılaşsanız bile güneşle nerdeyse arkadaş olacaksınız. UV özellikli güneş gözlüğünüzü yanınızdan ayırmayın, ayrıca mutlaka gözlük için boyun askınız olsun.

El Feneri ve Kafa Lambası :

Gün battıktan sonra çadır kurmuşsanız, sizin için ışık oldukça sorun olacaktır. Kafa lambası ve el feneri yanınızda olması gereken olmasa olmazlardandır.

Uyku Tulumu :

Likya Yolu deniz seviyesinde ilerlediği gibi yüksek tepe ve rakımlardan da oluşmaktadır. Her ne kadar güney sahillerinde olsanız bile orman havası ve dağ havasında ısı degerleri oldukça değişkendir. -5 – 20 veya 0 – 15 derece arası hafif bir uyku tulumu size güven verecektir.

Mat :

Trekking etkinliğinizin kalitesini artırmak istiyorsanız, geceleri alacağınız uyku kalitenize önem vermelisiniz. Zemin ile aranızda mutlaka bir katman oluşturmalısınız. Bunu en iyi mat ile sağlarsınız. Mat’ınızın kalitesi ne kadar iyi ise o denli rahat edersiniz. Klasik matlar dışında mağazalarda hava destekli matlar satılmaktadır.

İlkyardım Çantası :

Her çantada gerekli ilkyardım malzemeleri bulunmalı. Bunların içinde en önemlileri; acil durumda size klavuz olabilecek bir ilkyardım kitabı, sargı bezleri, tentürdiyot, aspirin, yanıklar için pomad krem, ağrı kesici, makas, çengelli iğne, flaster, gazlı bez, kanama esnasında durdurmak için kauçuk lastik vb.
Dayanıklı Pantolon ve Short :

Likya Yolu düz parkurlardan oluştuğu gibi yüksek çalılık etaplarda da oluşur. Bu yüzden bacaklarınızda çizikler oluşmaması için çabuk kuruyan kullanışlı bir pantolon, düz parkurlarda kullanmak içinde short bulundurmalısınız.

Gömlek veya t-shirt:

Üzerinize giyeceğiniz kıyafet çok önemlidir. Sıcak havalarda terletmeyecek serin havalarda da üşümeyeceğiniz bir kıyafet seçmelisiniz. Tabi hava sıcaksa terlememe ihtimaliniz oldukça düşük, bu yüzden giydiğiniz kıyafet terinizi üzerinde tutmamalı.

Kibrit veya Çakmak :

Yanınızda mutlaka çakmak veya kibrit bulundurun, gece ormanda kalabilirsiniz, üzeriniz ıslanabilir veya yanınızda getirdiğiniz konserveyi ısıtmak isteyebilirsiniz.

Harita:

Mutlaka bulunduğunuz noktayı gösteren bir haritanız olsun. Özellikle kaybolma durumlarında oldukça işe yarıyor.  Likya Yolu’na ait pafta ve haritalara sitemizin iletişim bölümünde iletişim kurarak bizlerden sağlayabilirsiniz.

Baton Kullanımı :

Baton kullanımı eklem sakatlıklarını önlemenin dışında yükün vücudumuzun alt ve üst kısımları arasında daha eşit dağılmasını sağlayarak enerjimizi daha verimli kullanmamızı sağlar ve böylece daha geç yoruluruz. Dört saatlik bir tırmanış ve üç saatlik bir iniş gerektiren bir faaliyette baton kullanımı alt vücudumuza etki eden toplam kuvveti yaklaşık 300 ton civarında azaltacaktır.
Çeşitli araştırmalar, baton kullanımının, her adımda 5 ile 8 kg. arasında bir yükü bacaklarımızdan aldığını göstermektedir. Bu, düz bir zeminde bir saatlik bir yürüyüş sırasında yaklaşık 13 tonluk bir yüke, yokuş aşağı yürürken ise 34 tonluk bir yüke eşittir.
Buradaki en önemli nokta iniş esnasında batonların sağladığı yük dağılımıdır. İniş sırasında özellikle dizlerimiz zarar verici yüklere maruz kalmaktadır ki bu yüklerin uzun dönemdeki zararları bilinmektedir.
Batonlar kötü zeminde ya da havada kayıp düşmemizi önleyerek yaralanma riskimizi de düşürürler. Elinizin fazla sürtünmeye maruz kalmaması için genelde tutulan bölüm ergonomik bir dizayna sahiptir ve yükü elden bileklere aktarmak için bilek perlonları vardır.
Yürürken dengemizi sağlamak ve destek almak amacıyla kullandığımız kayak değneklerine veya adi değneklere ‘baton’ denir. Batonlar, enerji tasarrufu ve yorgunluğu önlemesi açısından çok büyük önem taşırlar. Batonların yalnızca karda yürürken gerekli olduğu düşünülmektedir. Oysaki bu yanlış bir kanıdır, çünkü baton veya baton yerine kullandığımız adi değnekler, sağa-sola doğru olan dengesiz sallanmalarımızı en aza indirir, düşme riskini azaltır, düştükten sonra yerden doğrulmak için gerekli olan enerji sarfiyatını minimuma indirir ve düşerken doğrulmayı kolaylaştırır.
Ağır bir sırt çantası ile dik bir yamaçtan çıkmak veya inmek, oldukça fazla güç sarf ettiren ve bacakları zorlayan bir aktivitedir. İşte batonlar burada trekking yapanların en önemli yardımcılarıdır. Normal bir yükle yürüyüşte bile tek bir baton her adımda 5 – 8 kg yükü bacaklarımızdan alıp kollarımız aracılığıyla yere aktarabilir, böylece yürüyüş sırasında bacaklarımız, yürüyüşle geçen her saatte daha az yük taşımış olacaktır. Eğer yürüyüş yokuş aşağı ise bu miktar artacaktır. Baton kullanımı sonucu bacaklarda oluşacak yorgunluğu büyük oranda engellersiniz. Batonlar özellikle nemli zeminlerde, derin karda, rüzgârlı arazide ve çarşaklı, taşlı ortamlarda kullanıldıklarında daha fazla faydalı olmaktadırlar.

Doğada Ayakkabı Seçimi :

Doğa sporlarında kullanılan ayakkabılar rahat, dayanıklı, koruyucu ve yapılan aktiviteye uygun olmalıdır. İyi bir yürüyüş ayakkabısı ayağa ve bileğe yeterli desteği vermeli ve kaygan ya da bozuk zeminde iyi tutunabilmelidir. Ayağı kayalardan koruyabilmeli, aynı zamanda rahat yürüyebilecek kadar esnek olmalıdır.
Doğru ayakkabı esnekliği arazinin durumuna ve taşınan çanta artı kişinin ağırlığına göre değişir. Düz ve kontrollü zeminlerde esnek tabanlı bir bot tercih edilirken; dağlık arazide (bozuk bir zemin) yürüyecek iseniz daha sert tabanlı ve bileğinize daha fazla destek veren bir bot doğru bir seçim olur. Ayrıca taşıyacağınız yük ya da kendi vücut ağırlığınız fazla ise biraz daha sert botlar karşıt baskının azaltılmasında önem taşır. Araziye uyum açısından ayakkabının tabanı çok önemlidir. Dağcılık için üretilmiş sert ve ağır botların daha iyi bir tutuş için daha derin dişleri vardır. Bu, özellikle çamur veya kar kaplı dik yamaçları inerken kaymayı önlerken güvenliği arttırır.
Alacağınız bota karar verirken ağırlığını da göz önüne almalısınız. (Ayaklarda taşınan ekstra bir kilogram yük aşağı yukarı sırtta taşıdığımız beş kilograma eşittir.) Bu yüzden bot seçerken ağır botların güvenliği ve koruması ile hafif botların esnekliği arasında bir seçim yapmanız gerekecektir.
Ayakkabınız almadan önce ayakkabıyla giymeyi planladığınız çorapları giyin ya da alışveriş yaptığınız yerden uygun kalınlıkta bir deneme çorabı edinmeye çalışın. Ayaklarınızı ayakkabının içinde iyice öne ittiğinizde, işaret parmağınızın ayakkabının arkasına enine girebilmesi gerekir. Bağcıkları sıkıca bağlayıp topuğunuzu yukarı kaldırmaya çalıştığınızda ise topuğunuz tabandan en fazla 3-4 mm. kalkmalıdır. Ayak parmaklarınızı ise rahatça oynatabilmeniz ayakkabının kan dolaşımınızı engellememesi için gereklidir.
Genelde ayakkabının küçük olmasındansa büyük olması tercih edilmekte ve fazladan çorap giyerek bu sorunun halledilebileceği düşünülmektedir. Ne yazık ki fazladan çorap giymek bu sorunu tam olarak çözmez. Bu yüzden alacağınız ayakkabının mutlaka ayağınıza uyduğundan emin olun.

Çadırda Konaklama :

Fermuarı daima kapalı tutun. Hava şartları uygunsa yatmadan önce çadırınızı havalandırın. Yatmadan önce tuvalet ihtiyacınızı giderin. Çadırınızın altına (dışarıya taşmayacak şekilde) serilecek bir örtü tabanın ömrünü uzatır. Siz uyurken ısının sıfırın altına inme riski varsa şişeleri ters çevirin, su yukardan aşağıya doğru donar. Ağacın altında uyumak sizi nemden, hafif yağan yağmurdan ve soğuk hava akımından koruyan bir şemsiyenin altında olmak demektir. Hava ne kadar soğuk olursa olsun yada yağmurlu olursa olsun çadırınızın havalandırma deliklerini kesinlikle kapatmayın. Hava kararmadan çadırınızın içini hazırlayın. Yağmur mevsiminde veya yağmur yağma ihtimali varsa mutlaka çadırın etrafına su arkı açın, böylelikle çadırınıza gelen su bu ark sayesinde çadırın etrafından diğer tarafa yönelir. Çadırın içinde sürekli kalan küçük bir fener bulundurun. Ve kesinlikle çadır içinde sigara içmeyin-içirtmeyin

Kamp Yeri Seçerken Dikkat Edilecekler :

Güneş batmak üzere artık yürüyüşünüzü sonlandırıp çadırınızı kurmak için bir yer seçmek zorundasınız. Faaliyete başlamadan önce kamp yerleri hakkında araştırma yapın. Kamp yerinizi güneş batmadan 2 saat önce varacakmış gibi hesap yapın. Çadırınızı kurmak, içine yerleşmek için havanın kararmasını beklemeyin. Tercihen daha önce kullanılmış çadır yerlerine çadırınızı kurun. Bu şekilde hem doğaya daha az zarar vermiş olursunuz hem de başka bir yeri fazla temizlemek için uğraşmazsınız. Kamp yeriniz su kaynağına yakın olsun. Hem kaynağın temiz kalması hem de kaynaktan faydalanan diğer hayvanları korkutmamak için kamp yeriniz ile su kaynağı arasındaki mesafe yaklaşık 100 metre olmalıdır. Rüzğar yönünü tahmin edin ve çadırınızı buna göre en korunaklı olacak şekilde kurun. Ağaçların arası, bir büyük kayanın arka tarafı sizi koruyabilir. Alçak seviyeli yerlere dikkat edin. Dere yatağı, göl çevresi gibi yerlere kamp kuracaksanız havayı çok iyi gözlemleyin. Eğer ani bir yağmur bastıracak olursa çadır kurduğunuz yeri su basabilir. Bu ihtimale karşı mutlaka çadır etrafına su arkı açın. Eğer plajda kamp kuracaksanız dalga izlerine bakarak denizden uzağa çadırınızı kurun. Çadırınızı kurmadan önce zemini mutlaka çok iyi temizleyin, varsa çadırı kurmadan önce çadırın altına bir koruyucu örtü serin. Bu çadırınızın ömrünü ciddi bir şekilde uzatacaktır. Çadır yerinin mümkün olduğunca düz bir zemine sahip olduğundan emin olun. Eğimli bir çadır yerinde sabaha kadar yattığınız yerden kayabilirsiniz. Çok elektrikli bir yerde çadır kuracaksanız yıldırım tehlikesinde uzak bir yerde kamp yeri seçin. Büyük kayaların yakınları ve ağaç altları tehlike yaratabilecek yerlerdir. Aynı şekilde baton, kazma yada kürek gibi yıldırım çekebilecek malzemeleriniz mümkünse toprak altına gömün ya da kamp yerinizden uzak bir yere yerleştirin.

Yürüyüş Teknikleri

Yürüyüş sırasında gereksiz iniş-çıkışlardan kaçınmak gerekir. Rota seçimi yapılırken mümkün olduğu kadar az yükseklik kaybetmeye çalışılır. 25 dereceyi geçen eğimlerde, eğimin etkisini azaltmak için zig zag çizerek ilerlemek daha avantajlıdır. Zig zagların keskinliği eğimin dikliğine, ekibin kondisyonuna göre arttırılır ya da azaltılır. Yamaçlarda yan geçiş yapılırken ayakların zemine göre ayarlanması gerekir. Sert bir zeminde en fazla sürtünmeyi sağlayabilmek için ayak tabanlarının tümünün yere basmasına gayret edilmelidir. Ayrıca yamaç tarafındaki ayak bir miktar yamaca döndürülerek burkulma tehlikesi azaltılır. Yürünülen zemin yumuşak ise kestirme denilen yürüyüş şekli uygulanır. Bunda, ayakların kenarları ile zeminde bir basamak oluşturularak yürünür.
Yürüyüş sırasında devamlı etrafa bakarak doğru yönde gidilip gidilmediği kontrol edilmeli, referans ya da nirengi noktası adı verilen belirleyici noktalar gözlenmelidir. Değişik biçimli bir kaya, bozkırın ortasında bir ağaç nirengi noktası olarak seçilebilir. Böylece geri dönüş ya da kaybolma gibi durumlarda bu noktalar sayesinde doğru yol bulunabilir.

Enerji Kontrolü

Yürüyüş sırasında enerji sağlamak için molalar sırasında çeşitli yiyecekler yenebilir. Bu yiyeceklerin karbonhidrat, özelliklede kana karışmasının çabuk olması bakımından glikoz yönünden zengin olmasına özen gösterilmelidir. Bunun yanında çeşitli mineral ve elektrolit yönünden de zengin olmalıdırlar. Kuru üzüm, kuru kayısı, fındık, çikolata gibi yiyecekler ve limonlu, şekerli içecekler bu tip besinler arasında sayılabilir. Yürüyüş sırasında terlemeyle sıvı kaybedildiği için sıvı alımına da önem verilmelidir. Özellikle kış koşullarında susuzluk hissi az olmaktadır. Böyle durumlarda dahi kişinin kendisini zorlayarak sıvı alması gerekmektedir.
Doğada alkol alımının yararlı olduğu düşüncesi son derece yanlıştır. Alkol, kan dolaşımını arttırıp başta bir sıcaklık verirken, damarların genişlemesine neden olarak ısı kaybını arttırır ve daha sonra üşümeye neden olur. Bunun dışında su kaybına neden olur ve dikkati azaltır.

Sırt Çantası Nasıl Hazırlanır?

Büyük boy sırt çantası kullanan kişilerin başlangıçta en çok sordukları sorulardan biridir bu. Bu garip, şekilsiz şeye nasıl bu kadar çok malzemeyi sığdıracağız!
Çanta yerleştirmedeki temel mantık çanta ağırlık merkezinin mümkün olduğu kadar vücut ağırlık merkezimize yakın olmasını sağlamaktır. Bu sayede hareket ederken çantanın momentumu bizi fazla etkilemez ve daha konforlu bir taşıma sağlamış oluruz. Bunun için ağır malzemeleri vücudumuza yakın olacak şekilde yerleştirmeliyiz.
Kıyafetleri taşımanın iki yolu vardır, birincisi bunları bir torbaya koyup çantaya tıkmak; bu şekilde tüm giysileriniz bir arada bulunur. İkinci yöntem ise çantanın içerisindeki boşluklara tıkıştırmaktır. Bunun için en uygun yerlerden birisi uyku tulumunuzun çevresidir. Giysilerinizin buruşmaması için ne kadar çaba sarf ederseniz sarf edin buruşacaklardır! O yüzden hiç uğraşmadan bulduğunuz en küçük deliklere tıkıştırmaya çalışabilirsiniz.
Bir başka malzeme grubu ise yağmurluk, içecek ve yiyeceklerinizdir. Yağışlı bir havada yapılan yürüyüşlerde yağmurluğunuzu çantanızın en üst cebine ya da yan ceplerinden birisine koyabilirsiniz. Yağmur başladığında çantayı çıkartıp yağmurluğu bulmak için çantanın derinliklerini kurcalamak çok hoş olmayabilir.
İçeceğiniz mutlaka kolay erişebileceğiniz bir yerde olsun. Bunun için en uygun yer yan ceplerden birisidir. Çantayı çıkarmaya gerek kalmadan partnerinizden çantanızın yanından mataranızı size uzatmasını isteyebilirsiniz.

GPS Nedir ve Nasıl Çalışır?

GPS’in açılımı, global positioning system yani global yer belirleme sistemidir.Şartlar ne olursa olsun, bir GPS alıcısı size yeryüzünde nerede olduğunuzu söyleyebilir. Neredeyse her yerde 365 gün 24 saat çalışabilirler. Tipide, yoğun siste, hatta okyanusun ortasında referans noktanız olmadığı zaman bile çalışırlar.
Sadece, uydu sinyallerini engelleyebilecek nesnelerin, yoğun ağaçların gökyüzünü kapladığı ya da binaların sık olduğu yerlerde performansı düşebilir. GPS alıcıları bir sonraki durağınızın neresi olacağını, oraya ne kadar uzakta olduğunuzu ve hangi yönden oraya ulaşabileceğinizi bulmanıza yardımcı olurlar. GPS cihazları bu özelliklerinden dolayı dağcılık,yamaç paraşütü, trekking gibi doğa sporları tutkunları arasında popülaritesini arttırmıştır ve geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmıştır.
GPS düzenli olarak kodlanmış bilgi yollayan bir uydu ağıdır ve bu sistem, yörüngede sürekli olarak dönen 24 uydudan oluşur. Bu uydular çok düşük güçlü radyo sinyalleri yayarlar. Yeryüzündeki GPS alıcısı bu sinyalleri alır. Uydularla aramızdaki mesafeyi ölçerek dünya üzerindeki konumumuzu belirler.

Tavsiyeler

Hava sıcaksa hafif giyinmeli, önemli olan terlemeyecek kadar giyinmektir.
Yürüyüş esnasında terleme ihtimaline karşı yedek çamaşır ve bir üst bulundurmalısınız.
Hafif yiyecekler tercih etmelisiniz ancak iyi bir kahvaltı yapmadan yola çıkmayın.
Yanınızda şeker, çikolata vb. bulundurun, basit şekerler çabuk kana karışır.
Rotanın özelliği ve uzunluğuna  göre 1 ila 5 litre arasında su alınmalıdır.
Sabahtan kapasitenizi zorlayabildiğiniz kadar sıvı depolayın.
Yanınıza plastik bir kupa bulundurun.
Yürüyüş sırasında kulaklık ile müzik dinlenilmemeli.
İnişlerde topuk ya da yan basın. Ayak bileğiniz bükülmesin .
Çıkışlarda ayakucu ya da yan basın. Ayak bileğiniz bükülmesin.
Güneş gözlüğünüz  daima yanınızda olsun. Ayrıca güneş kremi kullanın.
Peçete veya tuvalet kağıdınız olsun.
Yürüyüşe gideceğiniz günün akşamı kesinlikle alkol almayın.
İhtiyacınızdan fazla sıvı alınız. Susadığınızı hissettiğinizde iş işten geçmiş demektir.  
İlk mola en az bir saat sonra verilmeli ve vücudun soğumasına izin vermemelidir.
 Yemek molasından sonra tempo biraz düşürülmeli ve dik eğim çıkmamalıdır.
 Yürüyüş boyunca etrafa ve işaretlere dikkat etmeli, doğru rotada ilerlendiğinden emin olunmalı.
 Plan yapmadan, hazırlık yapmadan ve etrafa bilgi bırakmadan yürüyüşe çıkmayın.
Devamlı surette yolun sonunu ve hedefi düşünmeyin, bu stres ve bunalmanıza da neden olacaktır.
 Özenli ve dikkatli adımlar atın. Adımlarınız dengeli, kararlı ve kısa olsun.
Vücudunuz dinleyin, çünkü vücudunuz kendi dilince size sizi en iyi anlatandır. Yürüyüş esnasında yorulmanızı, susamanızı acıkmanızı söyler. Yeter ki onu dinlemeyi öğrenin.
Susadığınızı çoğu zaman anlayamassınız,  susuzluk dudakların kurumasından, idrarınızın iyice sararmasına baş ağrısına kadar kendini gösterir.
Yetersiz oksijen almanız, adapte olmadığınız, yorulduğunuz her aşamada vücudunuzu iyice dinlerseniz çözülebilecek sorun haline gelir.
Az ve sık yemek, düzenli sıvı almak, bol oksijen tüketmek yürüyüşte ilk öğrenilmesi gerekenlerdendir.

   
   
   
   
   
   
   
   

Likya Tarihi


Likya, Anadolu'nun tarihi ve doğal zenginlikleri yönünden en ilginç bölgelerinden biridir. Eski Devirlerde "Işık Ülkesi" olarak adlandırılan bölgede antik kentler, doğa ile adeta iç içedir.

Likyalı'lar Kadeş Savaşı'nda Hititlerin yanında savaştılar ve 10 7. yy' ın ilk yarısında yerel bir krallık kurdular. İÖ. 6. yy'ın ortalarında Pers egemenliği altına giren Likya bölgesi. İÖ. 5. yüzyılda Persler'e karşı oluşturulan Delos Birliği'nde yer aldılar. İÖ.334 yılında Büyük İskender tarafından Pers' erden kurtarılan bölge, bu kez İskender'in generallerinin egemenliğine girdi. İÖ. 167'de Roma'nın tanıdığı bir ayrıcalıkla özgürlüğüne kavuştu. Bu yıllarda Likya, Olympos ve Phaselis gibi kentleri kendilerine us yapan korsanlar tarafından yağmalandı. İS 141 ve 240' taki depremlerden büyük hasar gördü ve yine ortaya çıkan korsanlar, Likya kentlerinin sonunu hazırladı 7 yüzyılda başlayan Arap akınları sonunda bölge, tamamen önemini kaybetti Bölgenin en önemli mimari eserleri, ahşap yapıların dış yüzlerinin taklit edildiği kaya mezarlarıdır.

Likyalıların kendilerine özgü dilleri vardı. Bu dil, batı Grek alfabesine benzeyen Likya alfabesi ile yazılırdı. Bugün Likya bölgesinde rastlanan yazıtlar özellikle 0 5. yüzyıldan kalmadır. Altısı ünlü, toplam 29 harften oluşan Lykia Alfabesi, Grek alfabesinde gösterilmeyen bazı seslere de sahiptir. Uzun bir süre Likya dilinin Grekçe ya da Farsça'nın yakın akrabası olduğu düşünülmüşse de, 1945'te Danimarkalı Dilbilimci Holger Pedersen, Likya dilinin Anadolu dillerine bağlı olduğunu ortaya koyarak bu görüşü çürütmüştür. Bugün birçok dilbilimci Likya dilinin bir batı Luvi lehçesinden ortaya çıktığı görüşünde birleşmişlerdir.

Ancak son yıllarda yapılan arkeolojik ve epigrafik çalışmalar, Likyalıların İÖ. 2. bin başlarında Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya gelen ve Akdeniz Bölgesi'ne yerleşen Indo-Germen kökenli Lukka kavimlerinden olduğunu ortaya çıkarmıştır. Ancak son yıllarda yapılan arkeolojik ve epigrafik çalışmalar, Likyalıların İÖ. 2. bin başlarında Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya gelen ve Akdeniz Bölgesi'ne yerleşen Indo-Germen kökenli Lukka kavimlerinden olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Likyalıların kendilerine özgü dilleri vardı. Bu dil, batı Grek alfabesine benzeyen Likya alfabesi ile yazılırdı. Bugün Likya bölgesinde rastlanan yazıtlar özellikle 0 5. yüzyıldan kalmadır. Altısı ünlü, toplam 29 harften oluşan Lykia Alfabesi, Grek alfabesinde gösterilmeyen bazı seslere de sahiptir. Uzun bir süre Likya dilinin Grekçe ya da Farsça'nın yakın akrabası olduğu düşünülmüşse de, 1945'te Danimarkalı Dilbilimci Holger Pedersen, Likya dilinin Anadolu dillerine bağlı olduğunu ortaya koyarak bu görüşü çürütmüştür. Bugün birçok dilbilimci Likya dilinin bir batı Luvi lehçesinden ortaya çıktığı görüşünde birleşmişlerdir.

Günümüze kadar keşfedilmiş yazıtları 150 kadardır. Bunlar eski zemin alan, ancak dilin özelliklerine uyarlanmış farklı harf ve karakterler de içeren bir alfabe ile yazıldığı anlaşılmıştır. Likya dili, günümüzde Antalya Fethiye Müzesi'nde sergilenen Xsantos steli sayesinde kısmen çözülebilmiştir.