"Geçmişte Likya Coğrafyası ve Günümüz Karşılaştırması"

Fethiye Telmissus ya da Macrı

Likya Yolu Hero

"Geçmişte Likya Coğrafyası ve Günümüz Karşılaştırması"

Yazı dizimizin ilk bölümüne Likya Yolu'nun başlangıcında en batıda bulunan, günümüzün turistik ilçelerinden olan Fethiye ile başlayalım. Bu ilçenin ilk çağlarda ki adı "Telmissus", orta çağda ki adı ise “Macri” dir. Likya'nın en eski şehirlerinden birisidir. Antik dönemde hakemlik yapan bir kahin okulu ile ün yapmıştır. O dönemlerde savaşlarda bile  Frig hükümdarlarından, Pers hükümdarlarına kadar krallar bu kahinlik okuluna danışırlardı. Büyük İskender Bodrum/ Halikarnas kuşatmasından Telmissus'a geldiği zaman kendi geleceğinden haber almak o zamandan beri gelen bu gelenege uyarak kahinlerle görüşmüştür. Likya döneminde yekpare taştan anıt veya mezar yapma tarzının ilk gelenekleri Fethiye/Telmissus'ta görülür. 

Eski şehir, 1800 lü yıllarda Macri Körfezi denilen Glaucus Sinus'un iç kısmına inşa edilmiştir. Rodos'lular ve Ceneviz'liler tarafından inşa edildiği düşünülmektedir. Tiyatro şehrin güneybatı ucunda inşa edilmiştir. Deniz sahne önünde bulunur. Sahne içinde bina bölümleri bulunur. İngiliz doğa bilimci ve minerolog Dr. E. D. Clarke'ye göre bunlar kahinlerin yaşadıkları odalardır. Günümüz Fethiye'sinin kıyı kısımları aslında denizden doldurma bir karadır. Gezginlerin yazdıklarından anlaşıldığı üzere 18.yy da bataklık olan bu bölge sonradan doldurularak inşa edilmiştir. Görsellerde Fethiye’ye ait gravürler ile benim çektiğim fotoğraflar kıyaslandığında bu durum netlik kazanıyor. Ayrıca günümüz Fethiye zemininin bu doldurmalarla bir metre kadar yükseldiği anlaşılıyor.

Sözü bu noktada 1833 - 1843 yılları arasında tüm Anadolu'da keşif gezileri yapan arkeolog Charles Texier'in Fethiye’de bulunduğu süre içinde ki izlenimlerine bırakalım. "....Şimdi ki Macri kasabası, bu adı körfezin girişinde bulunan ve antik dönemde Macris denilen adadan almıştır. Adaya bu dönemde şövalye adası denmektedir. Şehrin surları ve kalesi yoktur. Ufak kubbeli bir cami etrafında toplanmış düz taştan evlerden oluşmaktadır. Yakın geçmişte yaşanan depremden dolayı nüfus dağılmış, günümüzde 1000 dolayında kişi yaşadığı düşünülüyor. Bataklıklar ilkbaharda olumsuz etki yapmaktadır ama manzara açısından daha çekici bir yer olmasa gerek. Bu küçük şehrin ıssızlığını tasvir etmek hüzün vericidir. Yaz aylarında nüfus Anticragus dağlarının yüksek kesimlerine çıkar. O dönemde Macri'de bir fırıncı ve bir de kahveci kalır. Bunlar bir Türk şehrinin son vatandaşlarıdır....."Charles Texier'in anlattıkları gerçekten ilginç.

Araştırdığım kayıtlarda Fethiye/Telmissus şehrinin arkasında ki dağdan sonra başlayan vadilerde Strabon'un m.s. 20 li yılarda bahsettiği Carmylessus/ Karmylessos adıyla bir antik kent olması gerekmektedir. Fakat henüz bu kente dair iz bulunamadı. Strabon kitabında "Daidala’dan sonra Likya’da ki dağın yanında Likya kasabası olan Telmessos’a ve limanı olan bir buruna Telmessis’e ulaşılır. Buradan sarp bir dağa ulaşılır.” Strabon Fethiye’de ki bu dağ için Anticragus adıyla bahsediyor. “Burada dar ve derin bir derede iskan edilmiş bulunan Karmylessos’a, buradan sonra da sekiz burunlu aynı adı taşıyan bir kent olan Kragos’a ulaşılır.” şeklinde yazmış. Fakat benim bölgede yaptığım keşif gezilerinde henüz bu şehrin kalıntılarına izine rastlayamadım. Muhtemelen toprak ve bitki örtüsü altında kalmış olması olasıdır. Bulunması ve araştırılması daha profosyonel bir keşif gerektiriyor. Texier'de bu şehirden kitabında bahseder. 

Telmissus / Fethiye'de dağa oyulmuş büyük kaya mezarları mevcuttur. En büyükleri üç tanedir. Bu mezarlar aynı plan üzerinde yapılmış olup ve aynı döneme ait oldukları anlaşılıyor. En büyük ve ihtişamlı olan mezar dağın batı yüzündedir. Kemerli ve sütunlu olan mezarların bir yerinde "Hermapius'un oğlu Amyntas" yazılıdır. Mezarın kapısı dört kanatlı olduğu geçmişte sadece bir kanadın açık olduğu anlaşılıyor. Günümüzde kalan üç kanatta kırılmış ve açılmış görünüyor. İçeride ki odada ölülerin koyulması için sedirler bulunuyor. Tüm Likya bölgesinde dağa oyulmuş mezar türlerinde bu yapı pek değişmez. Hiçbirinde lahit olmayıp, ölünün yeri kanepe şeklinde kaya içine oyulmuştur. Aynı tarz Etrüsk'lerde de görülüyor.

Fethiye'de ki bu kaya mezarları üzerinde elimde ki gravür arşivinden yararlanarak yaptığım çalışmalarında kimi kaya lahitlerin, gravürlerde deniz kıyısında görüldüğünün aksine bu lahitlerin kıyının ve bataklıkların doldurulmasıyla şimdi Fethiye şehir merkezi içinde kaldığı görülüyor. Görsellerde de bu fotoğrafları paylaşmaya çalıştım. Fethiye kaya mezarlarında herkesin bilmediği bir ayrıntı daha vardır. Arkeolog Charles Texier bu bölgeyi ziyaret ettiğinde ve yaptığı araştırmalar çalışmalar sonrasında ayrılmadan önce büyük mezarın sol üst kısmına kendi imzasını bırakmıştır. Görsellerde de göreceğiniz bu imzayı muhtemelen kendinden sonra gelecek olan gezgin ve arkeologlara bırakmış olması muhtemeldir. 

Önceki Blog

Yorumlar